Created by Crazyprofile.com

Created by Crazyprofile.com
dunya - MERVE'NİN DUNYASINA HOŞ GELDİNİZ(banner yapıyorum!!!!!!!!) - Blogcu




MERVE'NİN DUNYASINA HOŞ GELDİNİZ(banner yapıyorum!!!!!!!!)

Cumartesi, August 25, 2007 - Küresl ısınma

Kategori: dunya

KÜRESEL ISINMA


2003 deki durumu görmek için mausu resmin üzerine getirin
.

Karbondioksit Oranı Artıyor.. Okyanuslar Isınıyor.. Buzullar Eriyor.. Deniz Seviyesi Yükseliyor.. Orman Yangınları Artıyor.. Buzul Tabakaları Parçalanıyor.. Göller Küçülüyor.. Kurak Dönemler Uzuyor.. Irmaklar Kuruyor.. Kış Sıcaklıkları Artıyor.. İlkbahar Erken Geliyor.. Sonbahar Gecikiyor.. Bitkiler Erken Çiçek Açıyor.. Göç Dönemleri Değişiyor.. Yaşam Alanları Farklılaşıyor.. Kuşlar Erken Yuva Yapıyor.. Kıyı Şeritleri Erozyona Uğruyor.. Mercan Resifleri Ağarıyor.. Kar Yığınları Azalıyor.. Bulut Ormanları Kuruyor.. Hastalıklar Yayılıyor.. Amfibiler Yok Oluyor.. Yüksek Enlemlerde Sıcaklıklar Artıyor..

DÜNYAMIZA NELER OLUYOR?

Resmi büyütmek için tıklayın(sıcaklık ve CO2 değişimleri)
Gezegenin sağlık durumunu değerlendiren uzmanların elinde, Dünya'nın ısındığını gösteren kesin kanıtlar var.Ve bu kanıtlar, bu ısınmanın hızla gerçekleştiğini ortaya çıkarıyor.Uzmanlar,normal koşullar altında jeolojik zaman ölçeğinde meydana gelen olayların,artık insan ömrü kadar kısa bir dönemde gerçekleştiğini dile getiriyorlar.

BM Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC),2001'de yayımlandığı ve bir dönüm noktası oluşturan raporda,geçtiğimiz yüzyıldaki ısınmanın çok büyük ölçüde insan etkinliğinden kaynaklandığını açıkladı.Küresel sıcaklıklar,binlerce yıl öncesindeki dönemlerde olduğundan çok daha hızlı bir şekilde artıyor.Ve iklim modellemeleri,yanardağ ve güneş patlamaları gibi doğal iklim güçlerinin,tüm bu ısınmayı açıklayamadığını gösteriyor.

IPCC,yüzyılın sonuna kadar 1,5 ila 5,5 derecelik bir sıcaklık artışı öngörüyor. Ancak ısınma aşamalı olmayabilir.

Şu anda Alaska'dan,And Dağları'nın karlı zirvelerine kadar her yer ısınıyor, hem de hızla.Sıcaklıklar geçtiğimiz yüzyıldan bu yana,Dünya genelinde 0,6 derece arttı ancak en soğuk,en uzak noktalar daha fazla ısındı.

BUZULLAR ERİYOR

Dünyanın her yanında ,buzullar değişime uğruyor.Kilimanjaro'nun ünlü karları,1912'den bu yana %80'in üzerinde eridi.Garhwal'da (Himalaya)buzulları öylesine büyük bir hızla eriyor ki,araştırmacılar Himalayalar'ın orta ve batı kesimlerindeki buzulların,2035'e kadar yok olacağına inanıyor.Kuzey kutbu'nda deniz buzu,son 50 yılda büyük ölçüde inceldi ve son 30 yılda da kapladığı alan yaklaşık %10 azaldı.NASA'nın düzenli aralıklarla yapılan lazer altimetre ölçümleri,Grönland'ın buz örtüsünün küçüldüğünü gösteriyor.Kuzey Yarıküre'de tatlı su buzları,ilkbaharda çözülmeye,150 yıl öncesine göre 9 gün erken, sonbaharda donmaya ise 10 gün geç başlıyor.
2002 deki görüntüsü için mausu resmin üzerine getirin.

Alaska'nın bazı kesimlerinde,permafrostun (donmuş toprak tabakası)erimesi nedeniyle,yüzeyde neredeyse 5 metrelik çökme meydana geldi.Kuzey Kutbu'ndan Peru'ya,İsviçre'den Endonezya'nın İrian Jaya buzullarına kadar çok büyük buzul alanları,dev buzdağları ve deniz buzları yok oluyor;hem de büyük bir hızla.

SULAR YÜKSELECEK
Sıcaklıkların artışı paralelinde buzlar eridiğinde,buzullardan ve buz tepelerinden denizlere karışan su artıyor.Okyanusların suları ısınıyor ve hacmi genişliyor.Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre,son 100 yılda dünya genelinde deniz seviyesinde yaşanan 10 ila 20 cm yükselmede,en büyük rolü, bu etkenlerin bileşimi oynadı.

Yükselen deniz seviyesinin,zincirleme gelişen etkileri var.Kıyılar üzerine araştırma yapan uzmanlardan Bruce Douglas,deniz seviyesindeki her bir cm'lik yükselmenin, erozyona bağlı olarak,kumluk kıyı şeritlerinde 1 m genişliğinde yatay bir geri çekilmeye yol açabileceğini hesaplıyor.Dahası tuzlu su,tatlı suya karıştığında, içme suyu kaynakları tehlikeye giriyor ve tarım ürünlerinde sorunlara yol açıyor.

IPCC,2001 raporunda,bu kadar büyük bir olay meydana gelmese de,yüzyılın sonuna kadar deniz seviyesinin 10 ila 90 cm yükseleceğini öngörüyor.Bu öngörünün en üst sınırı ise yaklaşık 1 metre. Douglas'a göre; korkunç bir felakete yol açabilir.

Kayıtlardaki en sıcak yıllar: 1998-2002-2003-2001-1997

OKYANUS ISI DOLAŞIM SİSTEMİ' ÇÖKÜYOR MU?
Okyanusların karşılaştığı tek değişim,yükselen deniz seviyesi değil.1990'larda başlatılan 10 yıllık Dünya Okyanus Dolaşımı İnceleme Çalışması,araştırmacıların günümüzde okyanus taşıyıcı kuşağı olarak adlandırılan sistemi,daha iyi anlamalarına yardımcı oluyor.

Okyanuslar,aslında,insan vücudundaki kan dolaşımını andırır bir seyir izler ve gezegene, yaşamın sürmesini sağlayan bir dolaşım sağlar. Etkili rüzgârların ve deniz suyunun sıcaklığıyla tuzluluğuna bağlı olarak farklılık gösteren,su yoğunluğundaki değişikliklerin hareketlendirdiği akıntılar,gezegenin kara yüzeylerinin soğumasında,ısınmasında ve yağış almasında ve ısının ekvator bölgesinden kutuplara taşınmasında,büyük önem taşıyor.Taşıyıcı kuşağı çalıştıran motor ise,yoğunluğun harekete geçirdiği termohalin (ısı ve tuz) dolaşımıdır. Ilık,tuzlu su, Gulf Stream gibi yüzey akıntılarıyla, tropikal bölgelerdeki Atlas Okyanusu'ndan kuzeye,kutba doğru akar.Bu tuzlu su,Atlas Okyanusunun en kuzeyine taşınırken,havaya ısı verir.Sıcaklığın düşük,tuzluluk oranının yüksek olması,yoğunluğu artırarak,suyun okyanus derinliklerine çökmesine neden olur.Yüzey suyu,dibe çöken suyun yerini almak için hareket eder.Derin soğuk su, Atlas Okyanusu'nun güneyi,Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus'a akar ve sonunda yine sıcak suyla karışıp yüzeye çıkar.

Su sıcaklığı ve tuzluluk oranındaki değişimler,bu değişimlerin şiddetine bağlı olarak, okyanus taşıyıcı kuşağını, önemli ölçüde etkileyebilir.ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi(NOAA) araştırmacıları,okyanus sıcaklıklarının tüm okyanus havzalarında ve düşünülenden çok daha derinlerde arttığını belirtiyor.

Woods Hole Oşinografi Enstitüsü Başkanı Robert Gagosian, okyanusların ,Dünya iklimindeki olası köklü değişikliklerin anahtarı olduğu inancında.Okyanus sıcaklıkları ve tuzluluk oranında çok fazla değişiklik yaşanması halinde,bunun okyanus taşıyıcı kuşağını yavaşlatabileceği ve belki de durdurabileceği uyarısında bulunuyor. Bu da 10 yıl gibi kısa bir sürede çok büyük iklim değişikliklerine neden olabilir.
OKYANUS CO2(KARBONDİOKSİT) ORANI ARTIYOR
Okyanuslar karbondioksit için önemli bir kuyu,yada diğer bir deyişle soğurma merkezi ve insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbondioksitin yaklaşık üçte birini emiyor.Bermuda gözlem programlarının elde ettiği veriler,okyanus yüzeyinde karbondioksit düzeyindeki artışın atmosferdeki karbondioksit artışı ile hemen hemen aynı oranda olduğunu gösteriyor.Ama Bates,daha derinlerde çok daha büyük değişimler gözlemledi.250 ila 450 metreler arasındaki derinliklerde karbondioksit düzeyleri,yüzey sularındakine oranla neredeyse iki kat daha hızlı artıyor.Bates,"Bu inanca dayalı bir kuram değil;gözlemlenebilir bilimsel bir gerçek.Ve okyanusun bu bölümünde çok önemli bir şey değişmedikçe veriler bunu göstermez."

SERA GAZLARI YÜKSELİYOR

2001 2004

Tans,bana başlıca üç sera gazının karbondioksit , metan ve diazotmonoksitin, 1000 yılından günümüze kadar olan düzeylerini belgeleyen bir grafik gösterdi. Bu üç gaz ile birlikte,Dünya'ya ulaşan ışınımın tekrar uzaya yansıtılması (Dünya'nın soğuması) ve Atmosferdeki ışınımın soğurulması (yüzeye yakın yerlerde tutularak gezegenin ısıtılması) arasında karmaşık bir denge oluşturarak,Dünya'nın ılıman olmasını sağlıyor.

Bu üç gaz olmasaydı Dünya, yörüngesi çevresinde dönen,üzerinde canlı yaşayamayacak kadar soğuk bir
kaya parçasından ibaret olacaktı. Tans ve diğer pek çok uzman,iklim değişikliklerinin temelinde sera gazlarının yattığına inanıyor.Tans:"Bu gazlar iklim değişikliğinin motoru" diyor.Bu gazlarla ilgili grafik,temel olarak 1800'lerin ortalarına kadar düz,sonra üçü de tırmanıyor ve yükselme eğilimi 1950'den sonra daha da şiddetleniyor.Ancak 20. yüzyıl,en azından son 1000 yıllık süreçteki en büyük ısınmaya tanık oldu ve bu ısınma sadece doğal güçlerle açıklanamaz. Isınmada , karbondioksit ve atmosferdeki ısıyı tutan diğer gazların seviyesindeki yükselmenin de etkisi oldu.Gerek sera gazları gerekse sıcaklığın daha da artması bekleniyor.

İKLİMLE BERABER CANLILAR VE ÇEVRE DE DEĞİŞİYOR
Yaşam dengesini yitiriyor.Sıcaklıklar arttıkça,mevsimlere ilişkin işaretlerde değişiyor ve yaşam,yer ve zamanda kaymalar gösteriyor.Çiçeklenme,yapraklanma,göç ve doğum gibi doğal süreçlerin zamanlamalarıyla birlikte,canlıların yaşam alanları da değişiyor.Birbirine bağımlı türler örneğin bitkiler ve polenlerini taşıyan böcekler,değişikliklere her zaman aynı uyumu sağlamıyor.Eş zamanlılıkların yitirilmesi risk oluşturabiliyor.

Kuzey Kutup Bölgesi'nde de,iklim hızla değişiyor ve göründüğü kadarıyla hayvanlar ve kuşlar,bunun etkilerini hissediyor.Kuzey Kutup Bölgesi'nde,sıcaklıkların artışı paralelinde, buz örtüsünün uyduyla izlenmeye başlandığı 1978'den bu yana,kalıcı deniz buzu her on yıllık dönemde %9 küçüldü.Yılın büyük bölümünü buz üstünde yaşayıp beslenerek geçiren hayvanlar,özelliklede kutup ayıları ve buz fokları açısından deniz buzu kaybının sürmesi felakete yol açabilir.Çevre bilimci Bill Fraser,son 30 yılın 23'ünde Güney Amerika'ya doğru bir parmak gibi uzanan Antarktika Yarımadası'na geldi ve artık,1300 km'lik yarımadada değişmeyen tek şeyin olağanüstü manzara olduğuna tanıklık edebilir.Antartikanın bu köşesinde,gerek kara,gerekse burada varlık gösteren canlıların tümü ,yeryüzünde en hızlı ısınmanın kaydedildiği bölgelerden birinde bulunmaktadırlar.Son 50 yılda,bölgede kış aylarında,ortalama sıcaklık yaklaşık 5,5 derece yükseldi.En göze çarpan değişiklik,Marr Buzulu'nun çekilmesiydi.

20 yıl önce Biscoe,üreyen 2800 asil penguen çiftinin yurduydu.Günümüzde,Biscoe'da üreyen asil penguen sayısı yaklaşık 1000 çifte düştü;Bu,üreyen çift sayısının son 30 yılda 32.000'den 11.000'e indiği,çevre adalarda yaşanan %66'lık düşüşü de yansıtan bir gerçek.

Fraser: "100 yıl önce burası aslında kutup ikliminin hâkim olduğu bir bölgeydi.Bu alan Antarktika'yı
temsil ediyordu.Şimdiyse Güney Kutup Dairesi'ni çevreleyen bölgelerdeki sistemin darbesiyle karşı karşıyayız.Son 30 yıl
boyunca bu çatışmayı izledim;Palmer'da kutup iklimi,gerçekten de
değişime uğradı.Bu kadar kısa zamanda gerçekleşmesi karşısında şaşkınlık.içindeyim.Benim açımdan aldığım en büyük ders şu:" Ekoloji ve ekosistemler, şıp diye parmağını şaklatıyor.Ve jeolojik süreç açısından saniyenin milyarda birinde değişiyor."

 Fraser'in Antarktika Yarımadası'ndaki kılı kırk yaran araştırmaları,sıcaklıklardaki yükselmenin,gezegenin her yanında ekosistemleri nasıl derinden etkileyebildiğine ilişkin ipuçları sunuyor; Hayvanlar,bitkiler ve böcekler yayılım alanlarını kaldırarak,göç tarihlerini öne alarak,çiftleşme ve çiçek açma zamanlarını değiştirerek,gelişen iklim değişimine yavaş yavaş uyum sağlıyor.

HAYVANLAR VE BİTKİLER NEREYE KAÇACAKLAR?

1875

2004

Avrupa'daki pek çok bitki 50 yıl öncesine göre,bir hafta erken çiçekleniyor ve sonbaharda yapraklarını beş gün geç döküyor.İngiltere'de kuşlar,20. yüzyıl ortalarına oranla ortalama dokuz gün erken kuluçkaya yatıyor,kurbağalarsa yedi hafta erken çiftleşiyor. Kuzey Amerika'da ağaç kırlangıçları,25 yıl öncesine göre ilkbaharda kuzeye,12 gün erken göç ediyor.Kanada'da kızıl tilkiler,yayılım alanlarını,kutup yönünde yüzlerce km kaydırarak,kutup tilkilerinin topraklarına giriyor.Alpin bitkiler,yükseğe tırmanıyor ve dağ doruklarının yakınında,nadir türleri istila etmeye başlıyor.

Dünya iklimi,her dönem soğukla sıcak arasındaki doğal değişimlerin etkisi altında kalmış olsa da,günümüzdeki ısınma eğilimi,çevre bilimcileri farklı nedenlerden dolayı kaygılandırıyor.

Tarihte ilk kez insanlar,değişimi hızlandırıyor gibi görünüyor.Üstelik ısınma o kadar hızlı gerçekleşebilir ki;türler uyum sağlamaya ve yok olmaktan kurtulmaya yetecek zaman dahi bulamayabilir.Dahası,farklı türlerin iklim değişimlerine,farklı biçimlerde tepki vermesi nedeniyle birbirine bağımlı olan canlıların;kuşlar ve besin kaynakları böcekler gibi doğal döngüleri eşzamanlı olma özelliğini yitirebilir.Bu da popülasyonlarında düşüşe yol açabilir.

Şimdilik dünyanın büyük bölümü ısındıkça ,hayvanlar ve bitkiler daha yüksek enlem ve yüksek rakımlara çekilerek sıcaktan kaçabiliyor.Ancak bu kaçışın da sınırı var ve bu sınırlardan bir bölümü de,insanlar tarafından dayatılıyor.Geçmiş bin yılların aksine,flora ve fauna,hem ısınan hem de 6,3 milyar insan barındıran bir dünyaya uyum sağlamak zorunda.

Çevre bilimci Camille Parmesan, "Geçmişteki büyük iklim değişiklikleri sırasında,insanın neden olduğu olumsuz etkinin boyutları büyük değildi"diyor. "Türler yer değiştirebiliyordu. Şimdiyse yer değiştirmeye kalkışırlarsa kendilerini bir mısır tarlasında ya da büyük bir kentte bulabilirler."

NE KADAR ZAMANIMIZ KALDI?

Dünya 'nın Güneş çevresindeki yörüngesi ve uzaydaki konumu,düzenli olarak değişiyor. Belli bir ritmi olan bu değişimler birleştiğinde,Dünya'nın yüzeyine düşen güneş ışığı dağılımını etkiliyor ve bunun,buzul çağı zamanlamasını yönlendirdiği düşünülüyor.Geçen 2,5 milyon yılın büyük bölümünde,Dünya her 41.000 yılda bir soğuk ve sıcak döngüler arasında gidip geliyordu.İklim döngüleri bir milyon yıl önce,100.000 yıl sürmeye başladı.

Son buzul çağı boyunca,yaklaşık olarak 70.000 yıl öncesinden 11.500 yıl öncesine kadar, ani iklim değişiklikleri yaşandı. Buzullanmanın en soğuk döneminde,çok geniş buzul tabakaları,Kuzey Amerika,Avrupa,Rusya'nın bazı bölümleri ve Güney Kutbu'nu kapladı.Buz, belirli aralıklarla eridi ve son erimeye kadar tekrar oluştu.Bu olay Holosen olarak bilinen modern sıcak ve iklim olarak daha kararlı dönemin başlangıcı oldu.

Ancak Holosen'e geçiş yumuşak olmadı.Dönem ani bir ısınmayla başladı.Büyük olasılıkla Whitlock'un hızla değişen ormanının nedeni de bu.Sonra yeniden soğuk dönemlere dönüş oldu ve 11.500 yıl önce yeniden ısınma yaşandı. Bu sıçrama döneminde,Grönland'ın yüzey sıcaklığı,sadece on yılda 8 derece arttı.İngiltere de aniden ısındı ve daha sıcak ortamlarda yaşayabilen bazı kınkanatlılar için sığınak haline geldi.Ve ani ısınma,Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde,her iki kıyısında,binlerce yıllık kara buzullarını, sadece birkaç yüzyıl içinde eritti.

İrlanda'nın buzul jeolojisindeki iklim değişikliklerini gözlemleyen araştırmacı Peter Clark: " Aslında tüm bu gelişmeler jeolojik süreçte bir gece içinde gerçekleşti " diyor.

Dünya ikliminin simülasyonunu yapan bilgisayar modellemeleri,Kuzey Atlas Okyanusu'nda gerçekleşen her olayın etkisinin,gezegenin geri kalanın da hızla hissedildiğini gösteriyor.Clark: "Burada sular soğudukça,Güney Yarıküre'de okyanus ısınıyor"diyor. "Buna tahterevalli etkisi denir.Bu ısınma Güney Kutup Bölgesi'nde,bir buzul tabakası'nın erimesine neden olmuş olabilir."

Clark,"Sonuç olarak Dünya'nın iki ucundaki buzul tabakaları,çok az bir zaman farkıyla erimeye başladı"diyor."Günümüzde iki büyük buzul tabakası var:Grönland ve Güney Kutbu.Ve iklim,atmosfere bıraktığımız yüksek miktardaki karbondioksit yüzünden değişiyor.

Karbondioksit ve metan gibi sera gazları, çeşitli insan faaliyetlerine bağlı olarak, atmosfere salınıyor.Geçtiğimiz 150 yıl boyunca,bu gazların miktarı, Dünya atmosferinde çok büyük oranda artarak,ısıyı tutup sıcaklığın yükselmesine ve dünya çapında buzulların erimesine neden oluyor.

OLUMSUZ DEĞİŞİMİ DURDURABİLİR MİYİZ? "HAYIR!"
Merkezde iklim uzmanı olarak çalışan Simon Tett,Londra'da kaldığım otelde dizüstü bilgisayarını kurup,Dünya haritasını açıyor.Harita'nın üstünde okyanus ve atmosfer akıntılarını simgeleyen çizgi ve renkler var.Bu,Dünya ikliminin bir modellemesi. Karbondioksit ve metan oranlarının artışı gibi farklı etkenleri de girdikten sonra,geriye yaslanıp havanın nasıl değiştiğini izleyebiliyorsunuz.

Tett: "2080'de Dünya iklimi işte öyle olabilir"diyor.Kuzey Amerika ile Avrupa'nın büyük bölümünde daha yüksek sıcaklıkların göstergesi,kırmızı renk hâkim.Kuzey Kutbu ise yazlık buz tepesi eridiği için,beyazdan maviye dönüyor."İnsanlar bu değişikliklerin ne denli çarpıcı olacağının farkında değil.Ancak önümüzdeki 100 yıl içinde,iki ila beş derecelik bir ısınma bekliyoruz.Karada sıcaklıklar,daha fazla artacak,ama bu arada okyanuslar da ısınıcak"diyor.

Isınma ,her yerin aniden Miami gibi olacağı anlamına gelmiyor.ABD'nin iç kesimleri gibi bazı bölgeler,büyük olasılıkla daha da ısınıp kuraklaşacak.Çin,Güneydoğu Asya ve ABD'nin batısı gibi diğer bazı yerlerde ise,yağmur artarken kar yağışı azalabilir ve bu da içme suyu için tehlike yaratabilir.Son buzullar eriyip ısınan okyanuslar genişledikçe,dünya çapındaki deniz seviyesinin yükseleceği öngörülüyor.Şiddetli kasırgalar daha sık oluşabilir.Fırtına dalgaları,New York gibi kentlerde büyük boyutta hasara yol açabilir.Geçtiğimiz yıl Avrupa'yı vuran sıcak dalgası gibi sıcaklar,yaz aylarında mevsim normalleri haline gelecek.

Değişimi durdurmak için bir şey yapabilir miyiz?"Hayır" diyor Tett ve ilave ediyor: "Atmosferde birikmiş olan karbondioksiti dengelemek için,ortaya çıkan karbondioksit miktarını sıfıra indirmemiz gerekiyor.Ancak toplum olarak,bizlerin seçtiği yol bu değil.Atmosfere salınan karbondioksit miktarını,şu anda durdursak bile, ısınmaya teslim olmuş durumdayız."

"Bir noktada, okyanusun termohalin (ısı ve tuz) dolaşımı,yani taşıyıcı kuşak da etkilenecek.İklim modellemeleri,dolaşımın yavaşlayacağını gösteriyor ama,çökmesi de olası.Bunun bir sonucu,Avrupa'da kış sıcaklıkları düşecektir.30 yıl sonra,gerçek değişikliklerin ne olacağını daha iyi kestirebileceğiz.Çünkü bazılarımız,bunları yaşamış olacak.Ancak Dünya 'nın çok farklı bir dünya olacağı kesin."

KAYNAK: National Geographic,Eylül,2004


yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Cumartesi, August 25, 2007 - Dünya'nın Katmanları(TABAKALARI) VE İÇYAPISI

Kategori: dunya

 DÜNYA'NIN KATMANLARI(TABAKALARI) VE İÇYAPISI

ATMOSFER

Atmosfer, Dünya'nın oluşumundan bu yana, çeşitli gazların karışımından oluşan ve gezegenimizi saran, binlerce kilometre kalınlıkta bir gaz kütlesidir. Atmosfer, yerçekimi etkisi ile Dünya'ya bağlı kalır. Yerçekimi dolayısıyla, havanın yeryüzüne yaptığı ağırlık "hava basıncı" olarak tanımlanır. Dünya'yı, Güneş'in zararlı ışınlarından koruduğu gibi, canlılar için yaşamsal önem taşıyan gazları da içermektedir. Atmosfer, Güneş'ten gelen ısıyı tutarak, havanın yeryüzüne yakın kesiminin ısınmasına; dolayısıyla hava koşullarının oluşmasına neden olur. Atmosfer'i oluşturan başlıca gazlar: nitrojen(azot) (% 78), oksijen (% 21), argon (% 0,934), karbondioksit(% 0,033) ve geri kalan (% 0,0033) miktarı ise, neon, helyum, kripton, ksenon, hidrojen, metan gibi gazlardır. Ayrıca, toz tanecikleri ve su buharı da bulunur.

Atmosfer'i oluşturan gazların; (su buharı ve ozon hariç) yerden 80 km ye kadar, temel özellikleri değişmez. Bu bölge, homosfer olarak adlandırılır. 80 km' nin üzerinde ise, atmosferik gazlar, molekül ağırlıklarına göre ayrışır. Bu tabakaya da, heterosfer denir. Atmosfer'in yoğunluğu, deniz seviyesinde en fazla olup, yükseklere çıkıldıkça azalır. Giderek, gezegenler arası uzayın, boşluk denecek kadar seyrek moleküllü hüviyetini kazanır. Bu nedenle, atmosfer'in üst sınırını, dolayısıyla kalınlığını kesin olarak tespit etmek mümkün değildir. Atmosfer'in, kütlesinin % 97'si, yeryüzünden 29-30 kilometrelik bir yükseklik içinde bulunur. Daha yukarılarda, gaz moleküllerinin yoğunluğu elbette çok azalır.  

TROPOSFER 
  
Troposfer, atmosfer'in en alt tabakasıdır. Kalınlığı, kutuplarda 7 km, ekvatorda 17 km civarındadır. Bu farklılık, havanın kutuplarda, soğuyarak alçalması, ekvatorda ise ısınarak yükselmesinden kaynaklanır. İklim olayları, troposferin genellikle 3-4 km' lik alt katında, meydana gelir. Bunun başlıca sebebi, su buharının, troposferin alt katlarında olmasıdır. Bu tabaka, ısı değişkenliğinin en çok görüldüğü tabakadır. Troposfer, daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısındığından, yerden yükseldikçe her 100 metrede sıcaklık 0,5 °C azalır. Atmosfer'i oluşturan gazların, % 75'i, su buharının % 99'u, bu katmanda bulunur. Su buharı yoğunlaşması, enlemlere göre değişiklik gösterir ve büyük bölümü tropik enlemlerde yer alır. Su buharı, Güneş enerjisini ve yerden gelen ısı radyasyonunu emerek, sıcaklığın ayarlanmasında önemli rol oynar. Şayet, atmosferdeki bütün su miktarı, yağış olarak yere bir kerede düşseydi, dünyanın zemini, 2,5 cm derinliğinde suyla kaplanırdı.

Atmosfer
ve yerküre arasındaki enerji alışverişinin, neredeyse tamamı bu katmanda meydana gelir. Ayrıca genel bir ısınma olarak adlandırılabilecek olan, sera etkisi de, atmosferdeki önemli gazlardan biri olan, karbondioksite bağlıdır. Doğal karbondioksit(CO2) döngüsü, yılda 70 milyar tondur. Ayrıca, insanların ürettiği milyarlarca ton CO2 de, buna eklenmektedir. Troposferden sonraki katman, 50 km yüksekliğe kadar yükselen stratosferdir.

STRATOSFER-OZON TABAKASI

Buradaki hava, kuru ve daha az yoğundur. Yeryüzünden gelen ısı etkisi, yükseldikçe azalır. Sonuç olarak, yükseldikçe havanın daha da soğuması gerekirken, stratosfer daha sıcaktır. Troposferin sınırında(ortalama 11km yükseklikte) hava sıcaklığı, yaklaşık -56 °C iken, stratosferin sınırında (ortalama 50 km) 0 °C civarındadır. Demek ki bu katmanda bir enerji kaynağı var. O da, Güneş'ten gelen, morötesi (ültraviyole-UV) ışınlarının, yüksek frekanslı kısmını soğuran ozon tabakası.

Yeryüzündeki hayatı, bu ışınların zararlı etkilerinden koruyan, stratosferde oluşan ve yaklaşık 12 km kalınlığında olan ozon tabakasıdır. Ancak bu tabakada, ortalama 2-3 mm kalınlığında, çok yoğun bir halka vardır ki; adeta Dünya için bir zırh görevi yapmaktadır. Ozon tabakasının, iki önemli işlevi vardır: Birincisi yeryüzündeki temel ısı dengesine yardımcı olmak, ikincisi zararlı UV radyasyonunun yeryüzüne ulaşmasına engel olmak. Ozon, atmosfer içinde, Dünya yüzeyinden 50 km yüksekliğe kadar olan kısımda yayılmış olsa da, stratosferdeki yoğunluğu çok fazladır.

Ozonun Dağılımı Ve Troposfere Etkileri

Stratosferde, kısa dalga(yüksek frekanslı) mor ötesi ışınlar, oksijeni, ozona dönüştürür. Ozonun, atmosferdeki dağılımı farklıdır. Gazın % 90'ı stratosferde tutulur, geriye kalan % 10 troposferdedir ve bu % 10'un, ancak onda biri, yer yüzeyine yakın bölgelerdedir. Yapılan araştırmalar, son zamanlarda, troposferin yeryüzüne yakın bölgelerinde, ozon miktarı artarken, stratosferdeki ozon tabakasında, azaldığını göstermektedir.

Ozon tabakasındaki incelme, mor ötesi ışınlarının, Dünya'ya ulaşması dışında, troposferi de etkilemektedir. Stratosfer soğurken, troposfer gittikçe ısınmaktadır. Stratosfer, troposferin yalnızca sıcaklığını etkilemekle kalmaz, hava basıncını da etkiler. Çünkü troposferde, ne zaman bir alçak basınç bölgesi oluşsa, stratosferde de, aynı anda yüksek basınç bölgesi oluşur. Yani, alçak basınç bölgesindeki hava yükselince, yarattığı etki, üst katmandaki ters etki ile dengelenir. Tersine, alt katmandaki hava alçalır ve yoğunlaşırsa, yüksek bölgedeki basınç düşer. Troposferden stratosfere geçen parçacık, uzun süre yeryüzüne dönmeden, birkaç yıl orada kalabilir. Örneğin, büyük volkanik patlamalardan oluşan küller, stratosferde korunur ve küresel soğuma işlemine sebep olur.

MEZOSFER

Mezosferde, 50 km' den daha yukarıda, ozon yoğunluğu, birden bire azalır ve üst sınırda (yaklaşık 80 km de) sıcaklık, -93°C'a kadar düşer. Mezosferde rastlanan incecik zar gibi buz tabakaları, bu yükseklikte bile su buharı bulunduğunu gösterir. Daha da yükseğe çıkıldığında, atmosferin yapısının, büsbütün değiştiği gözlenir. Alt katmanlar için fiziksel, orta katmanlar için kimyasal süreçler, tipik özellik arz ederken, üst katmanlarda, tamamen farklı olaylar gelişir.
Mezosferde, hava basıncı ve yoğunluğu, en düşük seviyededir. Mezosfer tabakası, yeryüzünü, uzaydan gelen meteorlardan korur. Meteorlar, bu tabakaya girdiklerinde, yanarlar. Bu yükseklikte, nefes alacak oksijen yoktur.

İYONOSFER VE TERMOSFER

Güneş'ten kaynaklanan güçlü enerji yayılımı, molekülleri ayırır. Böylece elektronlar ve iyonlar oluşur. Bu nedenle, 80 km'nin üstündeki bu tabaka; iyonosfer, ya da termosfer, olarak adlandırılır. Termosferde, Güneş'ten gelen elektromanyetik dalgalar, yansıtılır. Bu katmandaki tüm hareketler, Güneş'ten gelen elektrik yüklü parçacıklardan kaynaklanır. Atmosferde, saatteki hızı 1000 km'ye kadar çıkan bu parçacıklar, ışık yayan cisimlere dönüşürler. "Kutup ışığı", bu şekilde meydana gelir. Ne kadar yükseğe çıkılırsa, Güneş ışınlarının etkisi de, o kadar artar. 600 km yükseklikte, sıcaklık da, yaklaşık 1000 °C'dir. Termosferin ötesinde, seyrelme devam eder ve gezegenler arası gazlarla karışır.

HİDROSFER(Su Küresi)
  
Su Devri daimİ



Hayatın kaynağı sudur. İnsan vücudunun % 55-60 sudan oluşmaktadır. Su, bütün yaşam sürecinde, en temel maddedir. Su çevriminin başlama noktası yoktur. Su çevrimini, harekete geçiren Güneş, okyanuslardaki suyu ısıtır, ısınan su, buharlaşır. Yükselen hava akımları, su buharını, atmosfer içinde yukarıya kadar taşır. Orada bulunan daha soğuk hava bulutlar içinde yoğunlaşır. Hava akımları, bulutları dünya çevresinde hareket ettirir. Bulutların içinde, damlaları taşıyan toz zerreleri, bir araya gelerek, büyürler ve yağış olarak gökyüzünden düşerler. Bazı yağışlar, kar olarak dünyaya geri döner ve donmuş su kütleleri halinde, binlerce yıl kalabilecek olan buz dağları ve buzullar şeklinde birikebilir.

Ilıman iklimlerde, ilkbahar geldiğinde, çoğu zaman kar örtüleri erir ve eriyen su, erimiş kar olarak, toprak yüzeyinde akışa geçer ve bazen de sellere sebep olur. Yağışın çoğu, okyanuslara, ya da toprağa düşerek, yerçekiminin etkisiyle yüzey akışı olarak akar. Akışın bir kısmı, vadilerdeki nehirlere karışır ve buradan da nehirler vasıtasıyla okyanuslara doğru hareket eder. Yüzey akışları ve yeraltı menşeli kaynaklar, tatlı su olarak, göllerde ve nehirlerde toplanır. Bütün yüzey akışları nehirlere ulaşmaz. Akışın çoğu, sızarak yeraltına geçer. Bu suyun bir kısmı, yüzeye yakın kalır. Yeraltı suyu boşaltımı olarak, tekrar yüzeydeki su kütlelerine ve okyanusa katılır. Bazı yeraltı suları, yer yüzeyinde buldukları açıklıklardan, tatlı su kaynakları olarak tekrar ortaya çıkarlar. Sığ yeraltı suyu, bitki kökleri tarafından alınır ve yaprak yüzeyinden terlemeyle atmosfere geri döner.

Dünya'daki Suyun Dağılımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Dünya'daki, yaklaşık 1milyar 386 milyon kilometre küp toplam suyun, % 96'dan fazlasının tuzlu su olduğu bilinmektedir. Bütün tatlı su kaynaklarının, % 68'inden fazlası, buz ve buzulların içinde hapsedilmiştir. Tatlı suyun, kalan % 30'u ise yeraltındadır. Nehirler, göller gibi yüzeysel tatlı su kaynakları, dünyadaki toplam suyun, yaklaşık % 1'inin 1/700'ü olan 93 100 kilometre küptür. Bununla birlikte, insanların, her gün kullandığı su kaynağının çoğunu, nehirler ve göller teşkil etmektedir.

Okyanuslarda Su Akıntıları

Okyanus akıntıları, okyanus sularının hareketleridir. Bu hareketler, okyanuslara akan büyük nehirler gibidir. Okyanus akıntılarına sebep olan, çeşitli faktörler vardır. Okyanus yüzeyinde gözlenen ve rüzgârların neden olduğu akıntılara, yüzey akıntıları denir. Yüzey akıntılarının şekli, kendisine neden olan rüzgârın şekline benzemektedir. Kuzey yarımkürede yüzey akıntıları, saat yönünde iken, güney yarımkürede saatin tersi yönündedir. Bu akıntılar, dünyanın dönmesinin, yollarını değiştirmesinden dolayı, kuzey-güney yönünde değildir.

Gulf stream, kuzey Amerika'nın doğu kıyılarından kuzeye akan en büyük yüzey akıntısıdır. Bu sıcak su akıntısı,  İzlanda ve İngiliz adalarındaki iklimin ılıman kalmasına neden olmaktadır. Gulf stream, üzerindeki havayı ısıtır ve toprak üzerindeki sıcak hava kütlesi, yumuşak hava oluşturmak için hareket eder. Gulf stream, kuzey Avrupa'daki yağmurlu havadan ve buzulların erimesinden sorumludur. Diğer yandan, bazı yüzey akıntıları, kutuplardan ekvatora doğru hareket ederek, beraberinde soğuk havayı taşırlar. Bu akıntıların ulaşmadığı bölgeler, daha sıcak bir iklime sahiptir.


Okyanuslardaki derin su akıntıları, yoğunluk farklılıklarına neden olur. Tuzlu sudaki, tuz oranı arttıkça yoğunluk artmaktadır. Yoğunluğu yüksek olan su, yoğunluğu daha az olan suyun altına çökerek, yoğun bir akıntıya sebep olur. Atlas okyanusundaki yoğun akıntıların, üç seviyesi vardır. Bu akıntının iki tanesi güney kutbundan, biri ise kuzey kutbundan gelmektedir.

Akıntıların, balıkçılık üzerinde büyük etkileri vardır. Çünkü sıcak ve soğuk akıntıların karşılaştıkları yerlerde, bol miktarda oksijen, yosun ve plankton bulunur. Buralar balıkçılık için elverişlidir. İngiltere, Japonya ve Norveç, balıkçılıktan yararlanan ülkelerdir. Ayrıca, soğuk ve sıcak akıntıların karşılaştıkları yerlerde tehlikeli sisler oluşur.

LİTOSFER(Taşküre)

Yerküremiz; kabuk, manto ve çekirdek kısımlarından oluşur. Manto ve çekirdek ayrıca, iç ve dış olarak nitelendirilen, ikişer kısma ayrılır.

Kabuk

Kabuğun kalınlığı, değişkendir. Kıtalarda 35-70 km, okyanus tabanlarında 5-10 km kadardır. Zirve noktası, Himalayalarda, 8.850 m yüksekliğindeki Everest tepesidir. En çukur nokta, Pasifik Okyanusu'nun 10.911 m derinliğindeki, Mariana Çukurudur. Yapısı genelde, aluminosilikat ağırlıklıdır. Kıtasal kısmı, çoğunlukla granitten oluşuyor. Yani bu kayalar bolca, açık renkli anlamında felsik olarak nitelendirilen feldspar ve kuartz minerallerini içeriyor. Okyanus tabanlarındaki kabuk ise, bazalt ağırlıklı. Kıtasal ve okyanus dibi kabuklarının kalınlığı ve birleşimi yanında ortalama yoğunlukları da farklıdır. Kıtasal kabuğunki, 2.8 gr/cm3 okyanus kabuğunki, 3.3 g/cm3 Daha ince olan okyanus kabuğunun, daha yoğun olması, kıtasal kabuğu, bir bakıma dengeliyor.

Manto

Manto; demir, magnezyum ve silikondan oluşmaktadır. Manto, sıcak ve katı tabakadır. Manto'nun üst kısımları, hem katı, hem de bir sıvı gibi davranır. Manto'nun etrafında, üzerinde yaşadığımız, ince bir kaya olan dış tabaka vardır. Buna kabuk denir.

Kabukla birlikte, mantonun, katı ve elastik olan dış kısmından oluşan katmana, litosfer denir. Litosferin hemen altında, sismik dalgaların hızında, bir artış vardır. Kaya tipinin, görece az yoğundan, çok yoğuna geçişine işaret eden bu sıçrama bölgesine, Mohorovicic süreksizliği deniyor. Bu süreksizliğin, kıtalar altındaki, 15-20 km ila, 70-80 km arasında değişen ortalama derinliği, 35 km. Okyanusların altında ise, tabanın 7 km altındadır. Dolayısıyla, dünyaya göre litosferin kalınlığı, yaklaşık olarak, yumurtaya göre, kabuğunun kalınlığı kadar incedir. Geçmişte, yerkabuğunda bir delik açarak, manto'ya ulaşma önerileri yapılmıştı. Sovyetler Birliği zamanında, Kola Yarımadası'nda, bu amaçla bir delik açılmaya çalışılmıştır. Ancak, maliyetler, derinlikle birlikte, üstel olarak arttığından, 12 km' den sonra terk edilmiştir. 

Kabuğun
ardından, ağırlıklı olarak demir ve magnezyum silikatlarından oluşan 2900 km kalınlığındaki manto geliyor.
Derinlikle birlikte, sıcaklık ve basınç artıyor. Kabuğun 100-200 km altındaki sıcaklık, kayaların ergime noktasına yakın. Ancak, basınç yüksek olduğundan, kayalar tümü ile eriyemiyor. Ve katı ile sıvı arasında, viskozitesi yüksek ve akışkanlığı az, plastik bir halde bulunuyor. Litosferde bir çatlak veya oyuğun oluşması halinde, atmosferin düşük basıncıyla karşılaştıklarında, hızla eriyip dışarı fışkırıyor ve volkan etkinliklerine yol açıyorlar.

Magma Ve Bazalt Kayaların Mıknatıslığı

Magmanın, oluşan yarıklardan çıkan kısmı katılaşarak, yeni kabuk oluşturuyor. Çıkamayıp geri dönen kısmı ise, tekrar dibe dalarak, konveksiyon hücrelerini ayakta tutuyor. Bu yüzden, çıkıntı boyunca, iki tarafta dağ silsileleri oluşmuş durumdadır. Ve dipteki kabuk sürekli yenilenmektedir. Buna, deniz tabanının yayılması deniyor. Oluşan bazalt kayalar, bir miktar manyetik mineral içerdiklerinden, dünyanın manyetik alanı, o sıralar hangi yönde ise, o yönde mıknatıslık kazanarak donuyorlar. Öte yandan, manyetik kutuplar, periyodik olarak yer değiştirmektedir. Okyanus ortası çıkıntının iki yanındaki kayalar, çıkıntıya paralel şeritler halinde, değişik yönlerde mıknatıslanmış bölgeler sergiliyor. Eski kabuk ise, dalma bölgesi denilen yakınsak sınırlarda, mantoya dalıp eriyor.

Okyanus kabuğu, kıtasal bir plakaya karşı ilerlediğinde, daha yoğun olduğundan, alta dalarak, bir çukur oluşturuyor. Derine indikçe, ısınıp eriyor ve bu arada bulduğu çatlaklardan, geri fışkırıp, ada yaylarına vücut veriyor. Dalmaya devam eden parçaları ise, soğuk kütleler halinde, mantonun derinliklerine doğru yol alıyor. Bazen de, iki kıtasal plaka, yakınsak sınırda buluştuğunda, biri diğerine göre ağır basıp, alta dalamadığından, birbirlerini omuzlayarak, kırılmalara ve yükselmelere yol açıyorlar. Asya plakasıyla, Hint plakasının çarpışma sürecinde oluşan Himalayalar da olduğu gibi.
 
Çekirdek                                                                        

2900km derinlikte, mantodan çekirdeğe geçiş başlıyor. Çekirdek, iç ve dış çekirdek olmak üzere, iki parçaya bölünmüştür. Sıcaklık, 3700 °C' yi, basınç da 125 Gpa(Giga Pascal veya milyar kg/m.s2)düzeyini aşıyor. Bu koşullar altında, nikel demir alaşımından oluşan dış çekirdek, erimiş olmak zorundadır. Bu yüzden 2300 km kalınlığındaki dış çekirdeğe girişte, % 30'a yakın bir yoğunluk artışına karşın, sismik dalgaların P türünün hızında, bir o kadar düşüş gözleniyor.

Dünya'nın Manyetik Alanı

Dış çekirdeğin sıvı hali, Dünya'nın manyetik alanın kaynağı görülüyor. Alttaki katmanlarda ise, sıcaklıklar, mıknatıslık özelliğinin ortadan kalktığı Curi sıcaklığı'nın üzerinde. Dolayısıyla, yerin manyetik alanını, atomların manyetik çift kutupluluğunun eşyönlüleşmesiyle açıklamak imkânsız. Geriye bir olasılık kalıyor. O da dış çekirdekteki sıvı akıntılarının yol açtığı, kendi kendisini ayakta tutan bir dinamo etkisi. Yerin, kendi ekseni etrafında dönmesi nedeniyle, dış çekirdeğin, alt ve üst yarısında oluşan, zıt yönler de spiral akıntılardaki sıvı demirin elektrik iletkenliğinin, zıt yönlü spiral akımlar oluşturduğu düşünülüyor.

5200 km' ye inildiğinde, sıcaklık 4300 °C'yi aşarken, çekirdeğin iç kısmına girilmiş oluyor. 1200 km kalınlığındaki bu katman, hemen tümüyle demirdir. Sıcaklığın, dünyanın merkezinde, 5200 °C' ye ulaşmasına rağmen, basınç 325 Gpa'lı aşmış olduğundan, çekirdek katı haldedir.
 
KAYAÇLAR

Yer yüzeyinin altındaki erimiş kayalara, magma denir. Magma yarı erimiş durumdadır. Balın aktığı gibi akar. Bazı durumlarda yüzeye yaklaşır. Yavaş soğuduğunda ise, büyük kristaller ile kayaç oluşturur. Böyle kayaçlara, sokulum (intrusive) kütleler denir. Daha yavaş magma soğumalarında, kristaller daha büyüktür. Sokulum kütleler, granit ve gabro'dur. Bazen magma, volkanlara doğru yüzeyi terk eder. Magma yüzeye ulaştığında, lav olarak isimlendirilir. Lav hızla soğuyarak, küçük kristalleri oluşturur. Bazen lav çok hızlı soğuduğunda, kristaller oluşmaz. Yeryüzünde oluşan kayaçlara, püskürük (extrusive) kütleler denir. Püskürük kütlelerin, örnekleri bazalt, obsidyen ve pumice'dir.

Magma
nın soğuması ile oluşan volkanik kayaçlar, sokulum ve püskürük kütleler olarak sınıflandırılır.

Magma,
sıcak olduğundan, canlı nesneleri yok eder. Bu nedenle, volkanik kayaçlarda fosil bulamayız. Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, çoğu volkaniktir. Volkanik kayaçlar, yapıları yüzünden serttir.

Tortul Kayaçlar

Su ve rüzgâr yeryüzünü değiştirebilir. Bu kuvvetler, kayaçları kırarak, küçük kayaçları taşır. Bu partiküller farklı yerlerde yerleşirler. Buralarda, küçük parçacıklar toparlanarak, basınç altında çimentolaşıp, daha büyük kayaçları meydana getirirler. Bu kayaçlar, genellikle suda oluşur ve magmatik kayaçlardan daha yumuşaktırlar. Tortul kayaçlar, birçok tabakaları meydana getirir ve fosilce zengindir.

Tortul kayaçların dört tipi vardır:

    • Parçalı kayaçlar: Bu kayaçlar rüzgâr ve su gibi mekanik etkilerle; kayaçların kırılarak, taşınması veya küçük parçaların, başka yerlerde toplanmasıyla oluşur. Kum taşı, çakıl taşı bunun örnekleridir.
    • Buharlaşma: Su, sadece kayaçları kırarak küçük parçaları taşımaz. Ayrıca su, birçok minerallerin üzerinden akarken, onları çözer. Daha sonra, su buharlaştığında, bu mineraller, burada kalarak kayaçları oluşturur. Pamukkale, bu tipin iyi bir örneğidir.
    • Organik Kayaçlar: Suda yaşayan birçok organizmalar, kabuğa sahiptir. Bu organizmalar, öldüğünde, geride kabukları kalır. Bu kabuklar, birikerek kayaçları oluşturur. Taş kömürü ve linyit bunun örnekleridir.
    • Kimyasal Kayaçlar: Su buharlaştığında, içindeki mineraller çökelerek birikir. Fakat bazı mineraller, su buharlaşmadan çökelebilir. Her madde, suda çözünebilirliğe sahiptir. Sudaki bir maddenin varlığı, diğer bir maddenin çözülebilirliğini etkileyebilir. Bir mineral, saf suda çözünebilir olduğu halde, deniz suyunda çözünemez olabilir.

Tuz ve diğer mineraller, başka minerallerin çözünürlüğünü düşürür. Bu nedenle, tatlı suda çözülmeyen mineraller, denizlere ulaşarak denize karışır. Yeraltı akımları, bu işlemi hızlandırır. Bu mineraller, tabakaların tabanına çökelir. Daha büyük ağır partiküller, alt tabakaları, daha hafif partiküller ise, üst tabakaları oluşturur. Su basıncı, kayaç oluşum sürecini hızlandırır. Bir tortul kayaç, yukarıdaki kayaç sınıflarından, birden fazlasına ait olabilir. Örneğin, bir kayaç, organik esaslı olduğu halde, denizde kimyasal işlemle oluşabilir.

Metamorfik Kayaçlar

Dünya yüzeyinin değişimini, sürdürmektedir. Isı ve basınç gibi faktörler,  kayaçların, şeklinin ve yapısının değişiminde rol oynarlar. Bu gibi değişimlerle oluşan kayaçlara, metamorfik kayaçlar denir.  Bu faktörlerin sebep olduğu değişimler, ortadan kalkarsa, bu kayaçlar, orijinal yapılarına dönerler. Bu, ters yöndeki başkalaşım olarak bilinir. Kayaçlar, oluştuktan sonra değişmeden kalamazlar. Kayaçlar, bir tipten, başka bir tipe, değişebilir. Bu, sonlanmayacak olan bir işlemdir. Bir tipten, başka bir tipe olan değişim, kayaç çevrimi olarak bilinir.

PLAKALARIN HAREKETİ 

Litosfer, yedisi büyük, bir düzine kadar plakalara ayrılmış durumdadır. Bu plakalardan bazıları, kısmen kıtasal olup, kısmen de okyanus tabanını kapsıyor. Tektonik kuvvetler nedeniyle, birbirlerine göre hareket halindeler. Litosferin parçaları, adeta, dış mantonun, kısmen sıvı olan üst 'astenosfer' katmanı üzerinde yüzüyor. Bazı plakalar, birbirine yaklaşırken, diğer bazıları birbirinden uzaklaşıyor. Plakaların birbirine yaklaştığı sınırlara, yakınsak, uzaklaştığı sınırlara ise, ıraksak sınır denir. Plakaların bir de, sınır boyunca birbirlerine göre, kayma hareketi var ki, buna da muhafazakâr (conservative) sınır deniyor.

Kuzey Anadolu ve Kaliforniya'daki San Andreas fay hatları, bu sonuncusuna bir örnektir. Pasifik ve Atlantik okyanuslarının, ortasından geçen, birer ıraksak sınır vardır. Örneğin Atlantik ortası sınırın, altında yer alan, sıcak noktadaki mantodan kabaran magma, Avrupa ve Amerika plakalarını dışarıya doğru iterek, birbirinden uzaklaştırıyor.  
Okyanus kabuğu, kıtasal bir plakaya karşı ilerlediğinde, daha yoğun olduğundan, alta dalarak, bir çukur oluşturuyor. Derine indikçe, ısınıp eriyor ve bu arada bulduğu çatlaklardan, geri fışkırıp, ada yaylarını meydana getiriyor. Dalmaya devam eden parçaları ise, soğuk kütleler halinde, mantonun derinliklerine doğru yol alıyor. Bazen de, İki kıtasal plaka, yakınsak sınırda buluştuğunda, biri diğerine göre ağır basıp, alta dalamadığından, birbirlerini omuzlayarak, kırılmalara ve yükselmelere yol açıyorlar. Asya plakasıyla, Hint plakasının çarpışma sürecinde oluşan Himalayalar da olduğu gibi.

Wegener Teorisi

Bilim adamları, geçmişte kıtaların, bitişik olduğunu ve yavaş yavaş sürüklenerek, birbirinden uzaklaştığına inanmaktadırlar. Alfred Wegener(1880-1930), 1912 de, 'bütün kıtaların, büyük bir süper kıta olarak, bitişik olduğunu ve daha sonra parçalanarak, birbirinden adım adım uzaklaştığı' tezini destekleyen kanıtlar sundu. Bu süper kıtaya, bütün karalar anlamında, Pangaea ismini verdi. Kara parçalarının, birbirinden ayrılmasına, kıtasal sürüklenme denir.

Wegener teorisini destekleyen gözlemler şunlardır:
(a) Farklı kıtalardaki biyolojik türler ve fosiller benzerdir. Bu ise, yaşam formlarının, aynı bölgeden kaynaklandığı anlamına gelmektedir.
(b) Farklı kıtalardaki dağ ve kayaçlar gibi jeolojik yapılar, benzerdir. Bu ise kıtaların bitişik olduğunu bize göstermektedir.  
Wegener'i destekleyen kanıtlar olmasına rağmen, kıtaların neden birbirinden uzaklaştığı, bilim adamları tarafından açıklanamıyordu.

Plaka Tektoniği

Bugün bu hareket, levha tektoniği ile açıklanmaktadır. Hareket edenin, kıtalar olmayıp,  litosferin bölümleri olduğunu biliyoruz. Litosferin, kıtaları ve deniz tabanını içeren kısımlarına plaka denir. Bu plakalar, mantonun üstündedir. Manto, katı kayalardan meydana gelmesine rağmen, 100 km.lik üst kısmı, plastik gibidir ve akabilir. Bu nedenle, plakalar, manto üzerinde hareket edebilir. Bunu yaparken plakalar, o kıtaları ve okyanus tabanını, kendileri ile birlikte taşırlar.

Plaka hareketi
ni içine alan teoriye, levha tektoniği denir. Plakaların, milyonlarca yıldır büyük mesafeler kat ettiğinin kanıtları vardır. Günümüzdeki kıtalar, bu yavaş hareketin sonucudur. Bu hareket, hala devam etmektedir. Kıtalar, yılda 1-5cm. Birbirinden uzaklaşarak, kaymakta ve yerin jeolojisindeki yavaş değişim ortaya çıkmaktadır. Okyanus tabanı altında, sualtı dağ zinciri sisteminde, yüz metreden bin metreye yükselmeler vardır. Coğrafya haritasına bakarsanız, büyük dağ yamaçlarının, plakaların uçlarında yer aldığını fark edersiniz.

Dağların Oluşumu



Plaka tektoniği teorisine göre, iki plakanın birbiriyle çarpışması sonucu, karadaki dağlar oluşur. Dağlar, genel olarak üç ana sınıfa ayrılır:
1-Volkanik dağlar
2-kırık dağlar
3-Kıvrım dağlar
Volkanik dağlar, bir volkanik püskürme sonucunda oluşmaktadır. Bunlar karada veya okyanus tabanında, oluşabilir. And Dağları, bunun bir örneğidir.

Kırık dağlar
, Büyük bir iç gerilim, yerkabuğunun dev parçalarını kırar ve büker. Böyle dağlar, bir yanda keskin olarak yükselir ve diğer yanda merdiven benzeri bir yapıya sahiptir.

Kıvrım dağlar
, iki plakanın karşı karşıya geldiği zaman oluşur. Plaka kırıklarının, çarpışma olmayan türüdür. Böyle dağların tepeleri eğridir. Alp ve Himalaya dağları, kıvrım dağlardır. Kıvrılan tabakaların, aşağı doğru çanaklaşan kısımlarına senklinal, kubbeleşen kısımlarına antiklinal denir. Kıvrılmayla yükselen yerlerde, sıradağlar oluşur.

Volkan
, yerkabuğundaki bir açıklıktan, magmanın yüzeye ulaşmasıdır. Sıcak magmanın geçtiği yola, volkanik baca denir. Magmaya yüzeye ulaştığında lav denir. Volkanın tepesindeki açıklığa krater denir.

Bazı volkanlar, tepede çok büyük bir çukura sahiptir. Buna kaldera denir. Kaldera, bir volkanın tepesinden fışkıran lavların çökmesinin bir sonucudur. Bazen bir kaldera, bir çökmeden çok, şiddetli patlama ile oluşur. Bir volkanın lavı, dışarı aktığında, sıcaklığı 10000 °C' dir. Hızla soğur ve katılaşır. Lav, soğuduktan sonra, etrafındaki açıklığa toplanan malzemelere,  volkanın konisi denir.

DÜNYADA YAŞAM NE ZAMAN BAŞLADI ?

Gezegenimizin yaşı, yaklaşık olarak 5 milyar yıldır. Ayrıca Dünya'daki yaşamın başlaması için, yaklaşık 3 milyar yıl geçtiği tahmin ediliyor. Yine başlangıçta, dünyadaki yaşamın, çok basit olduğu düşünülmektedir. Dünya yüzeyini kaplayan ilkel canlılar, zaman geçtikçe çeşitlilik ve karmaşıklık kazandı. Yeni hayvanlar ve bitkiler ortaya çıktı. Çoğu bitkiler, önceden dev atkuyrukları gibiydi, küçük beyinleri olan dev hayvanlar vardı. Bugün bu hayvanlara, biz dinazor diyoruz. Zamanla yaşam şartları değişti. Dinazorlar, daha fazla yeryüzünde yaşayamadı. Dev bitkiler, toprağa gömülerek, burada kömüre dönüştü. Bugün milyonlarca değişik canlı, yeryüzünde yaşıyor. Bazıları, ilkçağ canlıları gibi görünse de, çoğu değişik canlılardır.

Fosil Nedir?

Yeryüzündeki yaşam tarihini, nasıl biliyoruz? Bilim ilerlese de, geçmişle ilgili bilgi toplamak oldukça zor. Geçmişle ilgili bilgilerin çoğunu, fosiller yardımıyla öğreniyoruz. Fosiller, eski çağ canlılarının kalıpları, etkileri ve kalıntılarıdır. Fosilleri araştıran bilim dalına, paleontoloji diyoruz. Fosillerin çoğu, tortul kayalarda bulunur.

Fosil çeşitleri şunlardır:

(a) Orijinal fosiller: Bu fosiller, genellikle bir organizmanın kalıntılarıdır. Bu kalıntılar, çoğunlukla, kemikler ve dişler gibi sert kısımlardır. Fakat bazen, organizmanın tamamı, elde edilebilir. Bu şekilde bulunanlar, genelde buzun içindedirler. Atlas Okyanusu'nda, bu şekilde bir mamut bulunmuştur.

(b) Yer değiştirmiş kalıntılar: Bir organizmanın, sert kısımlarının parçalanması ve yeraltı suyu ile taşınan minerallerin, bu parçalanan kısımlara tekrar yerleşmesiyle, oluşur. Çoğu kemik, mineralden yapılmıştır. Bu fosiller, taş gibi görünürler ve bunlara taşlaşmış fosiller adı verilir.

(c) Karbonlaşmış (kömürleşmiş) fosiller: Bunlar ise, bir bitki çamura gömülü olduğunda oluşur. Çamur tortulu, şiste dönüşürken; bitki, geride sadece karbon (kömür) kalana kadar, kimyasal bir reaksiyona girer.    

Kaynaklar:
1) Stephen Marshak, Earth Portrait of A Planet, Norton Company, New York, 2001.
2) İhsan Ketin, Genel Jeoloji Yer Bilimlerine Giriş, İTÜ vakfı Yy,2005.
3) Bilim Ve Teknik, Temmuz, 2005.
4) Bilim Ve Teknik, Ağustos, 2005.
5) Bilim Ve Teknik, Eylül, 2005.
6) ga. water. usas. gov/edu
7) www.beyodbooks.com
8) evolution.itgo.com
9) mediatheek. thinkquest. nl
10) www.winona.edu

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

<%De******ion%>

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Kategoriler

Bannerler

Arkadaşlar Bannerlerimi Eklermisiniz? seraplaherseyyyyCookk seker birsey yaptim

Arkadaşlarım

berfin03
filizden
pamuksu
naziksenwinx
gruphepsililer
barbie778
zehra ince
comical
busray
Hilal Gün
hepsibirarada
esraturgut
karyatit
betulhepsi
ozge97
gulcinvesena
mertlik77
cilginbedis2
erenbakici1996
ismailyktolga01
wwinxx97
maximum77
fenerbahce633635
cimbom1995
hepsiveozge
3tatlimelek
yoshyvecemre
avril96
erenesranur
ekinveeren
prensesayse13
sevimlisaniyeler
ikiprenses95
kavakyelleripelin
wwinxx97denkodlar
tatlikiz05
hepsiciyiz22
gunesperisistella
kavakyelleri94
nazmisce16
nazmisce13
hepsi71
kavakyellerimerve
hepsiciler1997
fotoprensesi
winx56
ekindenkodlar
didemkiz71
winx72
stelladenizindunyasi
sevimlibarbie
kavakyelleri84
hepsiciekin
hepsiciyiz4
fotoprensesiekin
lolitakiz
yoshyciebos
fotoprensesimiusa
bloombusra21
nazarboncugu74
ekinindunyasi
floraseray3
nickjetix
erenvebeyza
tinkerbelll
angelgirlsyesim
herkezindunyasi
missgirl
bloomsebos
hepsicizeynep
misszgirll
ruyatabirler
kirlangic77
meryemtugce
merverenilehersey
lolitakiz12
kisamesaj
makyajvebakim

Müziklerim



Get your own Chat Box! Go Large!

Profile Calendar by Crazyprofile.com
Backgrounds From FreeGlitters.Com